Murphy Kanunları

Düşürdüğün ekmeğin yağlı yüzünün halıya gelme olasılığı, halının yeniliğiyle doğru orantılıdır. Yani hayatında ters gidebilecek her şey, ters gidecektir. Gelin bugün biraz Murphy kanunlarından bahsedelim.

Murphy kanunları deyince aklınıza hep olumsuz durumlar geliyor değil mi? Mesela benim sık sık karşılaştığım bir durum. Ne zaman arabayı yıkatsam o gün yağmur yağar. Sonra yola çıkarım, trafik sıkışır. Şerit değiştiririm. Değiştirdiğim şerit akmaya başlarken yeni geçtiğim şerit tıkanır. Böyle durumlarda hemen “Murphy iş başında!” Kim bu Murphy? Gerçekten böyle biri var mı?

Evet var. Adı Edward Murphy. Eddie kısaltmasını kullanan komedyen Eddie Murphy değil ama. Bizimkisi okumuş bir çocuk. Mühendis. 1949’da insan bedeninin en fazla ne kadar ivmeye dayanabileceği testleri yapılıyormuş. Nasıl mı? Çok kolay. Bir gönüllüyü sesten hızlı gidebilen milyarlarca dolarlık bir roketin içine oturtuyorsun. Sonra da üzerine milyonlarca dolarlık çeşitli ölçüm araçları yerleştiriyorsun. Ve fırlatıyorsun.

İşte bizim hikayemizdeki bu cesur gönüllünün adı Murphy sanıyorsunuz değil mi? Hayır çünkü Murphy ölçüm aletleriyle ilgileniyor. Gönüllümüz bir doktor. Dr. Stapp.
Adamcağız gönüllü olmuş olmasına ama ölçüm aletleri doğru düzgün bağlanamamış ve dolayısıyla işler ters gitmiş. Gidince de Murphy’e sormuşlar: Ne oldu? Problem ne? O da her şey olacağına varır diyeceği yerde Amerikalı olduğu için onun daha havalı bir versiyonu olan meşhur sözünü söylemiş: ters gidebilecek her şey, ters gidecektir.

Uzun versiyonu da şu: “Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir.”
Peki bu hikayeden çıkartacağımız ders ne? Biz de bu doktor gibi riskler alabiliriz hayatta. Pahalı denemelere girişebiliriz. Böyle durumlarda bardağın boş taraflarını da görebilme becerisini geliştirmemiz gerekiyor. Girişimlerimizin sonucu başarısız olabilir. Hatalar yapılabilir. İşten kaçmak, girişimden soğumak için bir bahane olarak kullanmak yerine, bunları bir motivasyon kaynağına dönüştürebilmek gerekir. Az önce bahsettiğim deneyde Dr. Stapp Murphy’nin Kanunları derken olası kötü senaryoların farkında olduklarını kast ediyordu. Çünkü başarısızlık gibi bir sonuçtan kaçınmanın bir yoludur Murphy’nin iş başında olduğunu bilmek. Yani Murphy’nin kanunları aslında bir çeşit hataları önleme stratejisi.

Marcus Aurelius gibi stoacı felsefeciler buna başka bir isim takmışlar: premeditatio malorum. Kötülüğü tasarlamak, kötüye hazır olmak gibi bir anlamı var. Kendinizi en kötü sonuca göre hazırlarsanız ya onunla karşılaşırsınız ya da daha iyi bir sürprizle. Anlayacağınız negatif düşüncelerin de sürpriz bir değeri var.

Bugünlerde kurulan en küçük teknoloji şirketlerinden dünyanın en büyük şirketlerine kadar pek çok yerde ürün ve hizmetler geliştirilirken bu teknikler kullanılıyor. Negatif senaryolar da göz önünde bulunduruluyor. Buna premortem deniliyor. Neler kötü gidebilir? Murphy iş başında olursa ne gibi durumlar ortaya çıkabilir? Bu soruyu işin sonunda değil de en başında sormak çok daha mantıklı değil mi? Böyle durumlara psikolojik olarak hazırlıklı olursak, beklentilerimizi de yönetmeye başlarız. Kötümser olalım demiyorum. İyimserliğimizin ölçüsünü iyi ayarlayalım istiyorum.

“Yanlış yapmamın nedeni nedir?” diye sorar bir başka Stoacı Epictetos ve cevabını hemen verir: “Bilgisizlik” der. Murphy aslında bu olası kötü durumlar halinde yanlış yapmamamız için bizi bilgilendiren bir sembol.

Binlerce yıldır bardaklarımız yarı dolu durumda. Onun dolu tarafına bakmak size yaşam sevinci verebilir. O yüzden bakmaya devam etmek de gerekir. Ama boş tarafının da farkında olmak kaydıyla. Bu yaklaşım Murphy’i ünlü yaptı. Daha da önemlisi Dr. Stapp’in testlerde hayatta kalmasını sağladı ve onu bir süreliğine de olsa dünyanın en hızlı insanı yaptı. O süre geçtikten sonra ne yaptığını söyleyeyim mi? Bu tür testlerde insan yerine denek olarak kullanılabilecek kuklalar tasarlamaya başladı. Eee ne de olsa bardağın bir kısmının boş olduğunu bilirseniz onu dolduracak tedbirleri de alırsınız.

 

 

Aman ne olacak canım. O kadar kusur, kadı kızında da olur diye düşünmeyin. Bazen göz ardı edilen küçücük bir detay, ölüm-kalım meselsi olabilir. Tonlarca ağırlığa sahip ışıklandırmanın yer aldığı raylar, bu ekipmanın ağırlığını kaldıracak kadar güçlü olmazsa tepenize düşebilir. Elektrik voltajı müzik aletleriyle uyumlu olmazsa yangın çıkabilir.

İşte bu nedenle, sırf organizatörleri yavaşlatmak ve ellerinde bulunan sözleşmeye tüm ilgilerini vermelerini sağlamak için, grup, kahverengi M&M’s friksiyonunu oluşturmuş. Bu bir çeşit ikaz. Eğer, kuliste bu kahverengi şekerler varsa, organizatör sözleşmeyi pek okumamış, hızlıca gözden geçirmiş ve ayrıntılara dikkat etmemiş demektir. Yani mesele sadece şeker meselesi değil arkadaş, sen hala anlamadın mı?

Neyi hedeflerseniz hedefleyin. O yolda engeller olacak bunu bilin. Gerekirse kendiniz bu pürüzleri oluşturun. Karşılaştığınız engelleri, zorlukları işin doğası olarak kabul edin. Çünkü o zaman elde edeceğiniz başarı daha tatmin edici olur. Unutmayın “Zor kazanılan, kolay kaybedilmez.” Yoldaki hız tümsekleri iyidir, hayat kurtarır. Mükemmel olmak için siz de Van Halen gibi yapın. Kahverengi şeker yemeyin!

Kaynak

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s